Yükselen Tehlike: Aşı Karşıtlığı !!!


1774’te Sütçü kadınların inek çiçeği hastalığına yakalanmalarının onlatı çiçek hastalığından koruduğunun anlaşılmasıyla Benjamin Jesty adlı çiftçi inek memesinden aldığı materyalle eşi ve iki oğlunu aşılamış, bu sayede Vaccinia Virüsten ilk Vaccine-Aşı türemiştir. Edward Jenner ise bu gözlemi klinik deneylere dayandırarak yayınlamış ve Benjamin Jesty’nin inekten aldığı pürülan materyali bir başka canlıya koruma amaçlı enjekte etmesine ‘Vaccination’ adını vermiştir. Çiçek aşısının bulunmasıyla hastalık hemen yok edilmedi.
1966 yılında 50’den fazla ülkede yaklaşık 15 milyon çiçek hastası bulunmaktaydı ve hastalıktan ölen kişi sayısı yılda 1,5 milyon- 2 milyon arasında değişmekteydi. Boston’da son görülen salgında 1596 vaka bildirilmiş ve 270 ölüm görülmüştür. 1966 yılında Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından başlatılan çiçek hastalığına karşı aşı kampanyası neticesinde, 8 Mayıs 1980 tarihinde çiçek hastalığının eradike edildiği ilan edildi ve dünya üzerinde yeni vaka bildirimi olmadı. UNICEF’in ilk olarak 1996 yılında yayınladığı hesaplamaya göre, eğer çiçek aşısı bulunmasaydı, o tarihe kadar dünyada yaklaşık 5 milyon kişi bu hastalıktan hayatını kaybedecekti.

Pek çok hastalık için aşılar tam bir dönüm noktası oldu. 1988 yılında DSÖ tarafından başlatılan eradikasyon (ortadan kaldırma) programı ile dünyada ve ülkemizde aşılama faaliyetlerine hız verildi. Ülkemizde son vaka, 26 Kasım 1998’de görüldü ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu Avrupa Bölgesinde polionun eradike edildiği ilan edildi. Bu süreç, DSÖ tarafından 21 Haziran 2002’de Türkiye’ye verilen, “Polio’dan Arındırılmış Bölge” sertifikası ile belgelendirildi.

Ancak maalesef dünyada aşılamanın yaygın olarak başlamasıyla beraber aşı karşıtlığı da aynı anda başlamıştır. 1840-53 yılları arasında İngiltere’de aşılama zorunlu hale getirilmiştir.Aynı yıl Londra’da Anti-Aşı Derneği kurulmuştur.


Aşı karşıtlarının söylemleri belli oranda hedefini bulmuştur, örneğin Stockholm’de 1872’de aşılama oranı %40larda kalmıştır, ancak 2 yıl sonra salgınların görülmesiyle aşılamaya geri dönülmüştür. Maalesef günümüzdeki aşı karşıtlığının zemininde de uzun yıllardır çocuklarımızda toplumda eradike edilen pek çok hastalığın görülmemesi yatmaktadır. İnsanlar difteriden, boğmacadan kaybedilen veya çocuk felci nedeniyle sakat kalan çocukları unutmuş durumdadır. Toplumda bağışıklık yetmezliği nedeniyle immunitesini kaybeden veya sağlık sorunları nedeniyle aşılamayan bireyler için toplumsal bağışıklık çok önemlidir. Bu da belli oranda toplumun büyük çoğunluğunun aşılanması ile mümkündür. Bir diğer sorun da aileler arasında giderek yaygınlaşan ‘Aşı Teredüdü’ ‘Vaccine Hesitancy’ durumudur. Aşı tereddüdü aşıların güvenliği ve gerekliliği hakkındaki şüpheler olarak ifade edilebilir. Gerçekten de meslek hayatımın başında iken daha çok kırsal bölgede sosyoekonomik düzeyi düşük ailede yaşayıp sağlık hizmetine yeterince ulaşamadığı için aşısı eksik olan çocuklar ile karşılaşırken şu anda bile isteye aşı yaptırmak istemeyen anne sütün yeterli koruma sağlayacağını söyleyen okumuş yazmış aileler ile karşılaşmaktayım. ABD’de yapılan bir çalışmada, ebeveynlerin %34’ünde aşının bağışıklığı zayıflattığı düşüncesinin olduğu, %23’ünün çok fazla aşı olduklarını düşündükleri saptanmıştır. Ülkemizde ise aşıların içerdiği maddelerle ilişkili endişeler, dini (domuz jelatini içerdiğini düşünmek)kökenli endişeler, otizmi arttırdığına yönelik endişeler en büyük aşı reddi nedenleridir. Bir yanda da aşılama programı tamamen mahvolmuş olan binlerce aşısız Suriyeli çocuk mülteci Sağlık Bakanlığı Aşılama Programına dahil olmadığından)her ne kadar doktora başvurduğu anda programa dahil edilmeye çalışılsa da bu göç yakın zamanda kontrol altına almış olduğumuz aşıyla kontrol edilebilir hastalıkların yeniden görülmesine neden olabilir.

Aşılama çalışmalarını durdursak ne olur?

CDC, var olan aşılama çalışmaları durdurulduğunda yaşanabilecek olası durumları şöyle özetlemiştir (ABD verileri):

Polio: Her yıl çocuk felcinin neden olacağı akut paraliz ve ardından gelişecek kalıcı fiziksel engellilik sonucu ölüme kadar giden bir sürecin gözleneceği yaklaşık 20.000 çocuk hasta ortaya çıkacaktır.
Kızamık: Kızamık aşısı olmasaydı, DSÖ’nün tahminlerine göre dünyada yılda 2,7 milyon kişi kızamık hastalığı yüzünden ölmüş olacaktı.
Haemophilus influenzae tip B (Hib): Aşısı üretilmeden önce çocuklarda bakteriyel menenjitin en sık nedeniydi. Yılda 20.000 invazif olgu görülmekteydi. Yılda 600 çocuk ölmekteydi. 1987’de konjüge Hib aşısının üretilmesiyle beraber Hib insidansı %95 azalmıştır. Aşılama olmaması durumunda yeniden çocuk ölümleri görülecektir.

Kızamıkçık:  ABD’de 1964-1965’te, rutin aşılamaya geçilmeden önce, 20.000 bebek konjenital rubella sendromu ile doğmuştur. 2100 neonatal ölüm olmuştur. Bu 20.000 bebekten 11.600’ü işitme kaybı, 3.580’i görme kaybı ve 1.800’ü mental retardasyon yaşamıştır. Rubella aşısının yaygınlaşmasıyla beraber, 2000 yılında sadece 6 konjenital rubella sendromu vakası görülmüştür.
Hepatit B: Dünyada 2 milyardan fazla insan hayatlarının bir döneminde bu virüsle karşılaşmaktadır. 350 milyon kişi hayat boyu bu virüsü taşımakta ve bunların 1 milyonu her yıl karaciğer hastalığı veya karaciğer kanseri sebebiyle ölmektedir. Aşılamalar sonrasında, 1980’lerde yılda 450.000 olan yeni enfeksiyon sayısı 1999’da 80.000’e gerilemiştir.

Difteri: 1920’lerde çocuklarda hastalık ve ölüm sebepleri arasında ilk sıradaydı. ABD’de 1921 yılında 206.000 vaka ve 15.520 ölüm kaydedilmişti. 1923 yılında aşının üretilmesiyle beraber vaka sayısında azalmalar yaşanmıştır. Son 10 yılda görülen vaka sayısı sadece 5’tir. Tetanoz: Tetanosun seyri %20 ölümle neticelenmektedir. Kas spazmları sonucunda larenksin kapanması, nefes ve beslenme problemlerine yol açmaktadır. Tetanoz aşısıyla aşılanmayan gebeler sebebiyle, dünya genelinde her yıl 300.000 yeni doğan ve 30.000 anne hayatını kaybetmektedir.

Kabakulak: Aşı üretilmeden önce çocuklar arasında sağırlığın bir numaralı nedeni olarak görülmekteydi. Her 20.000 vakada 1 çocuk sağır kalmaktaydı. Ayrıca kabakulak ensefaliti ABD’de viral ensefalite en sık yol açan sebepti. İlk trimesterde kabakulağa yakalanan gebelerde düşük oranı yüksek seviyelerdeydi ve aşı öncesinde yılda 300.000 vaka ortaya çıkmaktaydı. 1967’de aşının üretilmesiyle beraber vaka sayısı hızla azalmış, 1987’de 12.848, 2001’e gelindiğinde ise sadece 266 vaka bildirilmiştir.

Sonuç olarak aşı karşıtlığı her zamankinden daha yoğun propaganda ile kapımızda. Aşı karşıtlığını yenmek için ne yapmalıyız?

Centers for Disease Control bunun için çocuk hekimi ve pratisyen hekimlere yönelik aşılamayı nasıl önereceklerine yönelik broşürler hazırlamış ve online ulaşılabilmekte. Ülkemizde de Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Derneklerinin bu konuda demeçleri bulunmakta. Sanırım çocuk hematoloğu olsak da özgeçmiş alırken aşı yapılmadığını veya eksik yapıldığını öğrendiğimiz her çocuğun ailesini doğru yöne döndürmek bizim de sorumluluğumuzda. Hem o çocuk, hem kendi çocuğumuzu da içeren toplumdaki diğer bireyler için. Eski düşmanların hortlamaması için. Lütfen çocuklarımızı aşılatalım.

Doçent Doktor Fatma Burcu Belen APAK / Çocuk Hematoloğu