Akdeniz Diyeti ve Koagülasyon


Akdeniz diyeti, 1960’lara dek yaygın olan, İtalya, İspanya ve Yunanistan gibi ülkeleri içine alan Akdeniz kuşağının zeytin ağaçlarından çıkan oleik asitten zengin zeytinyağı ile hem koroner arter hastalıklarını hem de kanseri önleyici bir diyet. Esas yağ olarak zeytinyağının kullanılması, sebze, meyve, kuruyemişler, süt tereyağı içermesi, ancak kırmızı et, işlenmiş ürünler ve tatlıları fazla bulundurmaması ile sağlıklı bir mucize aslında… Bu diyette yağlar diyetin %30-40’ını oluşturuyor.

Akdeniz diyeti hiperkoagülabiliteyi nasıl önlüyor?
Akdeniz diyeti, kan basıncını azaltmakta, lipid profilini düzenlemekte, inflamasyon belirteçlerini baskılamakta etkin bulunmuş, CRP değerini, IL-6 gibi sitokinler ve adezyon moleküllerini azalttığı bulunmuş. Düşük düzeyde kronik inflamasyon koroner arter ve inmeye yatkınlık yarattığı için akdeniz diyetinin arteryel trombozdan koruyucu olması pek de sürpriz olmuyor aslında.

Akdeniz diyeti kardiyovasküler hastalıkları (KVH) azaltma konusunda ne kadar etkin?
Pek çok çalışma, Akdeniz diyeti ile KVH riskinde düşüklük ilişkisini araştırmıştır. Dr Francesco Sofi ve arkadaşları tarafından yapılan bir metaanalizde, Akdeniz diyetine uyumu değerlendiren bir skorda her 2 puanlık artışa karşılık, KVH riskinde belirgin düşme (RR:0.90;%95 CI,0.87-0.92) olduğu saptanmış.


Akdeniz diyetini randomize kontrollü olarak araştıran bir çalışma da PREDIMED (Prevencion Con Dieta Meditteranea’ çalışması. Bu önleme çalışmasında; 7000 kadın ve erkek olgu 3çeşit diyet yapmak üzere gruplara ayrılmış,1.gruba ekstra saf zeytinyağı ile zenginleştirilmiş Akdeniz diyeti, 2.gruba kuruyemişlerle zenginleştirilmiş Akdeniz diyeti verilmiş, 3.gruba ise sadece düşük yağ içeren diyet önerilmiş. Ortanca 4.8 yıl sonra KVH oranı ilk grupta belirgin olarak az bulunmuş, 2.grupta da yine 3.gruba göre daha az risk saptanmış (Progress in Cardiovascular Diseases 2015).


Akdeniz diyetinin venöz tromboemboliyi önlediğine dair kanıtımız var mı?
Aslında venöz trombozu önlemede Akdeniz tipi diyetin etkisini gösteren kesin kanıtlarımız bulunmamakta, ancak epidemiyolojik veriler; vejeteryan,vegan,Akdeniz tipi diyetlerin VTE riskini serumda inflamatuar ve prokoagülan belirteçleri azaltarak azaltacağını gösteriyor. DVT/VTE patogenezinde yer alan valv hipoksisi hipotezi de VTE’nin diyetten etkilenebileceği yönünde.
Virchow tiradından ayrıca DVT’nin etiyolojisinde ortaya atılan bir diğer patogenetik açıklama da ‘Valv Kenarı Hipoksi Hipotezi-Valve Cusp Hypoxia Hypothesis’. Buna göre pulsatil olmayan yavaş akım, vendeki valvlerin kulakçıkları içinde kronik hipoksiye ve hipoksik hasara neden oluyor, bu hasar ile elk-1/egr-1 yolağı aktive oluyor, bu şekilde pek çok prokoagülan faktör aktive oluyor ve bu şekilde VTE yatkınlığı oluşuyor.



Vejeteryan diyetlerin hem serumda inflamatuar belirteçleri azalttığına, serum lipidlerini düşürdüğüne dair, hem de fibrinojen, FV, FVII, FVIII gibi prokoagülanları azalttığına dair yayınlar mevcut.


Her ne kadar çalışmalar randomize kontrollü olmasa da hamburger yerine zeytinyağlı güzel bir salatanın peşinden koşanlar tromboz açısından daha az riskli görünüyor.

Doçent Doktor Fatma Burcu Belen APAK / Çocuk Hematoloğu