Coronavirüs salgınında hayatımızda neler değişti?

26 Aralık’ta Çin’de,  sonrasında 11 Mart’ta ülkemizde ilk vakanın saptanması ile beraber coronavirüs salgını tüm dünyayı kasıp kavurdu ve pek çok kişinin hastalanmasına ve hayatını kaybetmesine yol açtı. Bu süreçte hepimiz kendimizi şaşkın, savunmasız, ailelerimiz ve kendimiz için endişeli hissettik. Tabii ki ben psikiyatrist veya psikolog değilim. Burada yazdıklarım sadece hayatımızda olan değişikliklerin bana düşündürdükleri ve hissettirdikleri.

Öncelikle çok endişelendim, kendim ve ailem için. Ancak belli bir süre sonra kendimizi elimizden geldiği kadar korumaya, doktor olarak kişisel koruyucu ekipman kullanmaya alışmaya başladık. Sağlık personeli olarak ailemizi maksimum korumaya çalışmak için onları sadece kapı ağzından görür olduk, neredeyse sarılmayı unuttuk. Formalarımıza geri döndük, sürüyle giysimiz hiç giyilmez oldu. Takılarımızı takmaz olduk. Alışverişe çıkmak, bir arkadaşımızla bir kafede oturup laflamak, derin derin nefes alıp saçları savurarak caddede yürümek, hafta sonu ailece pikniğe gitmek, çocukları okuldan alıp gezmeye götürmek, saçlarımızın modelini değiştirmek için kuaföre gitmek…Tüm bunlar bir süreliğine hayal oldu ve aslında hayatımız normalleşmeye başlasa da yine de refleks ve önlem olarak bazı eski alışkanlıklarımızdan kaçınmaya devam ediyoruz. Hayat eve sığmaya çalıştı, tabii ki biz sağlık personeli yine yoğun çalışmaya devam ettik ancak yine de normalden çok daha fazla evdeydik. Bazılarımız şiftli çalışma sistemine geçti. Bu süreçte umuyorum ki halkımız sağlık personelini yüksek ücretle çalışan ve tek derdi maddi kazanım olan bir grup olarak görmekten çıkıp, dünyanın gelişmiş ülkelerinin bile çuvalladığı bu orijinal sağlık sorunu karşısında kendi yollarını çizmekte ne kadar iyi ve yoğun hasta yükünü manipüle etmekte becerikli olduklarını görmüştür. Emin değilim…İlk haftalar birkaç sönük alkış sonrası normalleşme sürecinde yine sağlık personeline yönelik şiddet olaylarının artması işten bile değil. Ama eğer coronavirüsün bize öğrettiklerini doğru değerlendirebilirsek belki biraz daha insan olabiliriz…

Peki bize neler öğretti coronavirüs? Kendi adıma gözden geçirdiğim hayata dair bazı noktalardan size bahsedeyim.

  • Doğaya daha çok saygılı olmalıyız, onunla bütün içinde yaşamalıyız: Sizler de fark etmişsinizdir, biz evde kalalı bitkiler daha yeşil, şehir sokaklarında bile kuşlar tropik bölge ormanından fırlamış seslerle ötüyor. Venedik’in sularının rengi sürekli içine bir şey atmayan turistler el ayak çekince açıldı, büyük metropollerin sokakları büyüyen çiçekli ağaçlar ile doldu. Tabii ki insan olmadan sokakların, çocuk olmadan parkların tadı yoktu. Geçen gün haberlerde fide ve bahçe/balkon bitkisi satışlarının arttığını dinledim. Gerçekten de küçücük bir balkon ve onu çiçeklerle güzelleştirmek bize mutluluk verir oldu. Sürekli oraya buraya doyumsuz seyahat planları yapamadığımız için zorunlu mekânımız evimizde çıkış yolları aramaya çalıştık, hepimiz Vita tenekesine çiçek eken teyzeler çıktı.
  • Bir insanın sorumlu veya sorumsuz davranması tüm toplumu etkileyebilir, birbirimize karşı sorumlu olmalıyız: Risk grubu olmasak da mesafeye dikkat etmeden, maske takmadan yani bu yeni duruma uygun davranmadan hareket edersek, kendi büyüklerimiz dahil toplumda büyük bir kesimi etkileyebileceğimizi öğrendik. Küçük çocuklar bile izinli oldukları çarşamba günü sokağa veya parka giderken çekinerek gidiyorlar, onlar dahi öğrendiler temkinli olmayı. Hiçbirimizi zengin, fakir, hangi ülkede olursak olalım etkileyebilecek ve en ünlü virolog veya immunologların dahi bir fikri olmadığı bu yeni durum karşısında olmamız gereken en önemli şey BİRLİK olmaktı, umarım bunu da öğrenmişizdir.
  • Ev yemeği iyidir: Sürekli evde yemek zorunda olmamız nedeniyle içimizdeki aşçılar açığa çıktı, hiç yapmadığımız yemekleri yaptık, kâh şişmanladık, kâh zayıfladık, ama bir arada yenen yemekleri ve sofraları bolca özledik. Çok güzel yemekler yapıp kimseyi davet edememek de cabası. Tabii ki dışarıda yemek yiyebilmek hem esnafın işinin devamlılığı için hem de bizim sosyal hayatımız için gerekli, ama ev yemeklerinin ne sağlıklı olduğunu ve hatta fast food bazı yemekleri bile evde yapabileceğimizi öğrendik.
  • Berber kuaför candır: Herhalde en zorlandığımız konulardan biri de erkek berberlerinin kapalı olması oldu. Kadınlar yine boya saç toplama idare ettiler ama erkekler cangıldan kaçmış halleri, pijamalı dağınıklıkları ile arz-ı endam eylediler. En çok satan kişisel tıraş aletleri oldu. Biz de öğrenmedik değil, önleri ve üst kısmı 3-4 numara, yanları 2-3 yap, önden az kakül tamamdır. Saç kesmek 1 saat sürdüğü gibi etrafa dağılan tüyler de cabası. Artık eşime neden berberde 2 saat kalıyorsun alt tarafı kısacık saç dememeyi ben şahsen öğrendim. Demek ki neymiş, berber de canmış.
  • Ev ne kadar büyük olursa olsun dört duvardır ve orada mutlu isen senin evindir: Büyük daha büyük bir ev için kredi çekmiş olabilirsiniz, daha büyük konforlu bir araba istemiş, dişinizi tırnağınıza da takmış olabilirsiniz. Tabii ki başımızı sokacak bir ev, ayağımızı yerden kesecek araba için çabalamak doğal. Ancak sürekli level atlamaya çalışır gibi daha lüksünü istemek, bunun için kısa hayatınızı daha çok stres ve çalışma ile harcamak, ailenize daha az vakit ayırmak mı gerek gerçekten? Ev ne kadar büyük de olsa dört duvar değil mi? Eğer orada saygı, sevgi, neşe, huzur varsa o bir bina değil evdir. Daire değil yuvadır. Arabalarınız da eminim sokağa çıkma yasağında evin önünde beklemiştir, hangi marka ve model olursa olsun. Ve belki biz aile, arkadaşlık, sevgi ve güzel anılara daha çok yatırım yapmayı öğrenmişizdir.
  • Doğru dürüst nefes alabilmek bir lütuftur: Coronavirüsün yol açtığı solunum yetmezliğinin insanda suda boğulurmuşçasına bir his verdiğini, insanların izole oldukları için ailelerine veda edemeden kaybedildiğini öğrendik tecrübelerimizden. Şimdi belki maske ardında da olsa sokağa çıktığımızda rahat bir nefes alabildiğimiz için şükretmeyi öğrenme zamanıdır.
  • Sevdiklerinize sarılmanın yerini hiçbir şey tutamaz: Kişisel mesafe korumadığımız günlerde, belki daha çok cep telefonuna, bilgisayara baktığımızdan, çok yoğun olduğumuzdan sarılmayı ihmal ettiklerimiz. Hâl hatır sormadıklarımız. Şimdi isteseniz de sarılamıyorsunuz değil mi? Belki bundan sonraki hayatlarımızda pişmanlık duymamak için bir uyarıdır coronavirüs. Sarılabilirken sarılın diye sevdiklerinize.
Tabii ki Türkiye’de çalışıp çabalayan ve destek bulmakta zorlanan bir akademisyen olarak bilim dünyamız ile ilgili düşüncelerimi de bu süreç çok değiştirdi. Katı sınırlı, kalıp düşünceli olmamamız gerektiğini, yeni fikirlere, hipotezlere açık olmamız gerektiğini, sadece yurtdışındaki bilim insanlarına değil ülkemizdeki bilim insanlarına da inancımızın olması gerektiğini, tıbbi sorulara çözüm ararken kişisel egoları bir yana bırakıp daha çok yardımlaşmamız gerektiğini bir kere daha gördüm. Ancak bunlar apayrı bir yazının konusu olmalı. Bir insan olarak ise daha pozitif, daha yardımsever, doğaya daha saygılı olmak…
İşte öğrendiklerim. Her şerde bir hayır vardır derler. Coronavirüs hayatımızı alt üst etti, diliyorum ki onca kayıptan sonra bu süreç bittiğinde insanoğlu iyi yönde değişmiş olsun.

Sağlıklı günler dileklerimle...

Doçent Doktor Fatma Burcu Belen APAK / Çocuk Hematoloğu